Balkan Müslümanlarının İstanbul Zirvesi
21 Ekim 2008
Bosna-Hersek Diyanet İşleri Başkanı Mustafa Çeriç, Arnavutluk Diyanet İşleri Başkanı Selim Muça, Bulgaristan Başmüftüsü Mustafa Aliş, Makedonya İslam Birliği Başkanı Reis’ul Ulema Süleyman Recebi, Sırbistan İslam Toplumu Başmüftüsü Muammer Zukorliç ve Balkan Müslümanlarına yön veren daha pek çok kıymetli alim ve münevver, İHH İnsani Yardım Vakfı’nın düzenlediği “Balkanlarda Gelecek Tasavvuru” konulu sempozyum için İstanbul’daydı.
Bir zamanlar PAYİTAHT ve DERSAADET diye anılan İstanbul’umuza ne kadar da yakıştı bu konuklar ve bu toplantı…
* * *
Sempozyumun açılış konuşmasını yapan İHH İnsani Yardım Vakfı Genel Başkanı Bülent Yıldırım, Türkiye’nin Balkan coğrafyasında ağırlığını hissettirmesi için bu coğrafyadaki Müslümanlarla tarihi ve kültürel bağlarını yeniden güçlendirmesi gerektiğini söyledi. Küresel güçlerin Balkanlarda çeşitli senaryoları hayata geçirmeye çalıştığını belirten Yıldırım, “Eğer Türkiye isterse Balkanlar üzerindeki oyunları bozabilir. Balkanlardaki barış ve huzura katkıda bulunabilir. Balkanlarda yaşayan 12 milyon Müslüman da bunu istiyor” dedi.
Yıldırım’dan sonra sırayla söz alan konuk diyanet işleri başkanları / müftüler, konuşmalarında, Balkanlardaki Müslümanların Osmanlı’dan sonra yetim kaldıklarını, uzun süren Komünist yönetimler döneminde Müslüman nüfusun her anlamda yaralandığını, ülkelerindeki sayısız cami, medrese ve okulun yerle bir edildiğini, komünist rejimlerin yıkılmasından sonra yaralarını sarmaya başlayan Balkan Müslümanlarının bu hususta Türkiye’den destek beklediklerini ifade ettiler.
Konuşmalardan bazı pasajlar:
Gözlerinin sürekli Türkiye’de olduğunu söyleyen Bosna-Hersek Diyanet İşleri Başkanı Çeriç, “Türkiye ne kadar güçlü ve özgür bir ülke olursa biz de o kadar güçlü ve özgür olacağız. Türkiye bizim anamızdır” dedi ve Balkan Müslümanlarının sorunlarının çözümü için Osmanlı kültür mirasını araştıracak ortak bir kurulun oluşturulmasını istedi.
Arnavutluk Diyanet İşleri Başkanı Selim Muça, Osmanlı döneminde kimsenin zorla Müslümanlaştırılmadığını veya Osmanlaştırılmadığını, Osmanlı’nın hoşgörülü bir siyaset izlediğini, Osmanlı’dan sonra ise Komünist rejim döneminde Müslümanların asimile edilmeye çalışıldığını söykledi. Muça, “Balkanlarda ve Doğu Avrupa’da beş asır boyunca yaşanan hoşgörü ve medeniyetler toleransı, İslam’ın gerektirdiği bir yaşam tarzından başka bir şey değildir. İslam medeniyetini Avrupa’daki Orta Çağ’dan ayıran en belirgin özelliklerden biri, Osmanlı Devleti sınırları içerisinde çeşitli ırk ve din mensuplarının barış içinde bir arada yaşamasıdır. Ancak Osmanlı’dan sonra durum değişmiştir. Uzun bir dönemden sonra komünist rejimin yürüttüğü din karşıtı uygulamalar, halkın büyük çoğunluğunu zor durumda bırakmıştır. Osmanlı’dan sonra Balkanlar’daki yeni süreçten sadece Müslüman halklar değil İslam eserleri de büyük zarar görmüştür. Arnavutluk Diyanet İşleri Başkanlığı kaynaklarına dayanarak, 1939 senesine kadar Arnavutluk’ta Osmanlı döneminde inşa edilmiş 1667 cami ve mescidin mevcut olduğunu biliyoruz. Yüzyıllara dayanan bu müesseseler, komünist rejim tarafından yerle bir edildi ya da başkalaştırıldı. Sadece bir kısmı kültürel anıt olarak kullanılmak üzere bırakıldı” dedi.
Bulgaristan Başmüftüsü Mustafa Aliş ise konuşmasında Bulgaristan Müslümanlarının Osmanlı’nın ardından Balkanlarda yetim kalan ilk Müslüman topluluklardan olduğunu söyledi. Bulgaristan Müslümanlarının sıkıntılarını anlatan Mustafa Aliş, şöyle konuştu: “Bugün Bulgaristan Müslüman cemaati 1,5 milyon civarında bir nüfustan oluşmaktadır. Bulgaristan’da 1200′ün üzerinde cami, 200 kadar da mescit bulunmaktadır. Bulgaristan’ın genel devlet politikası, Müslümanları büyük şehirlerden tehcir etmek, kırsal kesimlerde yaşayanları da cahil bırakmak şeklindedir. Bu politika sonucunda Müslümanların çoğu köylerde ikamet etmekte ve geçimlerini tarım ve hayvancılıkla sağlamaktadır. Komünizmin çöküşünden sonra az sayıda da olsa Müslüman, ticaretle uğraşmaya başlamıştır. Müslümanlara ait vakıf mallarının devlet tarafından iade edilmemesi en önemli sorunlarımızdandır. Müslümanlar kendilerine ait olan sayısız cami ve medreseden faydalanamıyor. Bulgaristan buraları devlet malı ilan etmiştir. Protestan Hıristiyanların -Evangelist, Metodist, Yehova Şahitleri vb.- ülkedeki faaliyetleri çok güçlüdür. Onlar çalışmalarını daha çok Müslüman Çingeneler arasında yürütmektedirler. Bulgaristan’daki Çingene nüfusunun gayriresmî verilere göre bir milyon olduğu tahmin ediliyor. Bunların çoğunluğu 10 yıl öncesine kadar Müslüman’dı, ancak artık büyük bir ihtimalle pek çoğu Hıristiyan oldu.”
* * *
Yarın da Makedonya İslam Birliği Başkanı Reis’ul Ulema Süleyman Recebi ve Sırbistan İslam Toplumu Başmüftüsü Muammer Zukorliç’in konuşmalarına değineceğiz inşaallah.
Yeni Şafak
Yazı Kategorisi: Gazete Yazıları
Yorumunuzu Yazınız
İzin verilen HTML etiketleri:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>
Trackback this post | Subscribe to the comments via RSS Feed